Televizyonu
açtı ve çalışmadığını gördü, hırsla
televizyona söylenmeye başladı, "Ahmak şey, bozulacak zamandı değil mi?
Şimdi işin gücün yoksa bu soğukta çık çatıya ve
anten ile uğraş. Sayın televizyon, kusura bakma ama bu istediğini
yapmayacağım! Seyretmiyorum lan, seyretmiyorum bugün seni... Canın cehenneme."dedi.
Televizyon "çokta sikimde" dedi. Afalladı ve şaşkınlıkla kendi
kendine, "La amına koduğumun televizyonu bile bana cevap veriyor, yemin
ederim artık psikologa görünmenin zamanı geldi" dedi. Biraz durdu ve
televizyondan gelen cızırtıya kulak verdi. Televizyona, "eğer bir daha
konuşacak olursan ya da bana konuşuyorsun gibi gelirse, yeminle seni yedinci
kattan aşağı atarım" dedi.
Mutfağa
geçti ve kahvaltı yapmak için dolaba baktı ama ne yazık ki dolapta kahvaltı
yapmak için çok az şey vardı. Öfkeyle duvarlara seslendi, "bugün, bu
soğukta dışarı çıkmam için neden uğraşıyorsunuz ki. Havanın ne kadar soğuk
olduğunu görmüyor musunuz?"
Tüm
aksiliklerin bugün ardı ardına geleceğini ve ne kadar saçma sapan bir gün
olabileceğini tahayyül etti. Yatağı başında unutmuş olduğu telefonunu aldı ve
sitenin görevli elemanı Ahmet'i aradı. Ne yazık ki telefon da sürekli şebeke
hatası verdi... Öfkeyle pencereye çıktı ve aşağıya doğru "Ahmeeet Ahmeeet"diye,
bağırdı. Ahmet'ten de ses seda yoktu ve iyice sinirlendi. Telefonunu yatağın
üzerinden aldı ve başı her sıkıştığında yardımına koşan ve sürekli arzuladığı
Ayşe'yi aramaya çalıştı ama ne yazık ki telefon şebekesinin hatasından dolayı yine
aramayı gerçekleştiremedi. Telefonu tekrar yatağa fırlattı ve duvarda asılı
olan Marilyn Monroe posterine doğru "Marilyn, bitanem, söylesene, ne
oluyor bugün?" Marilyn, beyazlar içinde, kısacık eteğini sallayarak, bir
sahne performansı sergiliyormuşcasına, "Çok güzel şeyler olacak, çok güzel
şeyler..." dedi. Ahmet afallamıştı ve neye uğradığını şaşırdı. İyice
postere yaklaştı ve, "Marilyn, Marilyn" diye seslendi ama Marilyn
sadece duvarda asılı bir posterdi.
Yatak
odasından çıktı ve salona doğru yürüdü bu esnada sürekli söylendi, "Bu
kadar duvarlarla konuşursan olacağı bu tabi. Yemin ederim ki bunların hepsi
açlıktan... " diye. Mutfağa geldi ve tekrar dolaba baktı ve dolabın boş
olduğunu görünce hırsla kapısını kapattı. Gözlerini iyice ovuşturdu ve yüzünü
yıkaması gerektiğini düşündü ki gerçekleştiremeden kapı zili çaldı. Kapıyı açtı
ve karşısında Ayşe'yi gördü,
-Ben
de seni arayacaktım ama ne yazık ki telefonlarda bir sorun var. Aslında bugün
her şeyde bir sorun var gibi. Sana, Marliyn konuştu desem gülersin. Hem hayrola,
sen neden bu kadar erken burdasın ki, dedi. Ayşe,
-Haklısın
galiba, bugün saçma sapan şeyler oluyor. Marliyn nerede? En azından beni en
iyisi ile aldatıyorsun, hatta kabul ederse birlikte bile yapabiliriz, ne dersin
? dedi. Ayşe ye sinirlendi ve,
-Ya
bi siktir git ya... dedi. Ayşe, kahkaha attı ve,
-Ya
şaka yaptım dur hemen sinirlenme. Evet, bugün gerçekten çok aptalca şeyler
oluyor. İnternet yok, telefon yok, televizyon yok ve radyo bile yok... dedi.
İyice sinirlendi,
-Nasıl bir gün amına koyim ya... Neyse,
sen burada kal. Ben aşağı ineceğim ve kahvaltılık bir şeyler alacağım yoksa
kafayı yiyeceğim, dedi. Ayşe,
-Tamam çabuk ol, dedi.
Ayakkabılarını
giydi ve asansöre kadar geldi, "Ulan asansör, tabii elektrik yok ve sende
çalışmıyorsun?" Asansör, "Binecek olursan çalışmam" dedi. İyice
afalladı ve asansörün gösterge kısmına bir yumruk attı, "Sana da binmiyorum
lan, konuşan asansör mü olur..." dedi ve yürüyerek aşağı indi.
Korkuyordu
dışarı çıkmaya. Yalnız kendisi mi kalmıştı acaba dünyada? Ayşe de bir yanılsama
mı yoksa? İnsanlar hayatlarında yer tutan bu eşyaların içine mi girmişti? Homurdana
homurdana konuşarak ve düşünerek çözmeye çalıştı bu ilginç günü.
Bina kapısını açtı ve dışarıya çıktı.
Sokaktaki insanların bir çoğu yarı çıplak ve bir çoğu ise telaşla koşuşturma
içindeydi. Sitenin içinde bulunan bakkala geldi ve bakkalın kepenklerinin
yarıya kadar inik olduğunu gördü. "günün bu saatinde olacak şey
değil" diye düşündü. Bakkala girebilmek için atletik bir hareketle içeriye
girdi. Tezgahtan sigara ile kahvaltılık malzemeleri aldı ve bakkala kredi
kartını uzattı. Bakkal,
-Kredi kartı çalışmıyor. Hem ne alacaksan
çabuk al, kapatacağım, dedi.
-günün bu saatinde kapatılır mı be adam?
Evet evet, bugün ters bir şeyler var, diye söylendi kendi kendine ve bakkala,
-tamam öyleyse yaz, sonra hesaplaşırız,
şuan üzerimde para yok, dedi.
Bakkal gülerek, duvarı işaret etti.
Kafasını çevirdi ve daha önce ilgisini hiç çekmemiş olan resmi süzdü. Bir
tarafta oturmuş kara kara düşünen esnaf ve diğer tarafta masanın üzerinde
paralara bakıp bacak bacak üzerine atmış, göbeğini kaşayan adam. Sanatsal
açıdan hiçbir şey ifade etmeyen ama en azından "o an" için bir çok
şey ifade eden resim ile baş başa kalmıştı. Duvarda asılı olan resimden bir şey
duymak istercesine baktı ama resimde duran iki adamın da bir şey söyleyeceği
yoktu ve hemen üzerlerinde olan yazı dikkatini çekti, aldıklarını tezgahta bırakıp
çıktı.
Söylene
söylene sitenin içinde bulunan bankamatiğe geldi. Bankamatik,
-Aç kaldın, malesef para yok, dedi.
Sinirden küplere bindi ve,
-tekrar söyle lann, tekrar söyle, dedi.
Bankamatikten ses çıkmadı ve ekranından "şu an için hizmet veremiyoruz"
yazısını okudu. Kahvaltıyı Ayşe'nin evinde yaparım diye düşünerek bankamatikten
ayrıldı.
Bu
sırada bağrışma sesleri duydu, arkasına döndü ve sitenin önünden geçen, resmi
kıyafetli polis, itfaiyeci, takım elbiseli erkekler, şık giyimli kadınlar ve
gençlerin, "Hükümet İstifa" seslerine şahit oldu. Kendi kendine,
"Eylemin böylesine de ilk defa şahit oluyorum. Devrim mi oldu lan
yoksa" diye düşündü. Binadan içeri girdi ve site görevlisi Ahmet'in
kapısını çaldı, açan olmadı. İçeriye doğru seslendi, "Kimse yok mu?"
dedi. Kapı,
-Olsa açarlardı değil mi, dedi.
Sinirlendi ve kapıyı yumrukladı, bu esnada kapı açılınca yumruğu boşluğa geldi
ve yere düştü. Kafasını kaldırdığında site görevlisi Ahmet'i gördü ve Ahmet,
-O devir artık kapandı gülüm, ekmek
istiyorsan git bakkal orada. Tabi paran varsa. Yoksa bak senin gibi binlerce insan
dışarıda git onlara katıl. Şimdi siktir git evimden, dedi. Neye uğradığını
şaşırdı ve yukarıya çıktı. Kapıyı çaldı ve açan kimse olmadı. "Ayşe Ayşee"
diye seslendi fakat evdin içinden ses seda çıkmadı tekrar kapıya, "belki
sen de konuşursun ha, söyle lan Ayşe nereye gitti?" dedi. Ses seda çıkmadı
ve yukarıya Ayşe'nin oturduğu daireye gitti. Kapıyı çaldı ve orada da açan
kimse olmadı.
Aşağıya,
site güvenliğini sağlayan görevlinin yanına gitti. Amacı site görevlisinden
yardım istemekti ama oradada kimseyi bulamamıştı. Dikkatini çeken tek şeyin
insanların sürekli bir koşuşturma içinde olduğuydu ve kendini istemeden,
"Hükümet İstifa" diye bağıran kalabalığın içine bıraktı. Kalabalığın
içinde, Ahmet'in söylediklerini düşündü.
Kalabalıktan
biri,
-İkiyüz bin liram gitti, banka kapalı.
Kimseden bir bilgi alınamıyor, diyerek ağlıyordu. Kalabalığın içinde bulunan
genç ise,
-tüm param banka hesabımda ve kahvaltı
bile yapmadım, açım aaççç, diye bağırıyordu. Ve kitle hep bir ağızdan,
"Hükümet İstifa" diye bağırıyordu. Kitle ile bayağı yürüdü, neler
olduğunu anlamaya çalıştı ve gözüne duvardaki bir yazı ilişti, "Başka bir
dünya mümkün" yazıyordu...
Birden
tuhaf bir ürperme oldu ve gözlerini açtığında karşısında "Marilyn
Monroe" posterini gördü ve ter içinde yataktan fırladı. Posteri söktü,
çöpe attı ve banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Televizyonu açtı ve
televizyonun sinyal almadığını gördü, telaşla dolaba baktı ve içinde hiçbir
şeyin olmadığını gördü. Hemen pencereye koştu ve, "Ahmet Ahmet" diye
seslendi. Cevap veren yoktu, korkmaya başladı. İçeriye geçti, televizyonun
ayarlarıyla oynadı ve bir türlü yapamadı. Yaşadıklarının az önce uyandığı
rüyaya ait olmama, yani gerçek olma ihtimali onu iyice korkutmaya başlamıştı ve
ilk defa yalnızlığın bu kadar canını acıttığına şahit olmuştu . Tüm olup
bitenin tanığı olan bir insana ne kadar çok ihtiyacı vardı oysa, ne yazık ki
kimse yoktu yanında...
Bu
sırada kapı zili çaldı ve korkuyla "sakın Ayşe olmasın" diye
söylendi. Kapıyı açtı ve karşısında site görevlisi Ahmet'i gördü. Ahmet,
-buyrun efendim, bana seslendiniz galiba,
dedi.
-Evet evet sana seslendim. Bana ekmek ve
iki yumurta getir. Bu arada gazete ve sigara almayı da unutma, dedi. Ahmet,
-tamam efendim, deyip ayrıldı.
Kapıyı kapattı ve içeriye geçti. Bu
sırada televizyon kendine gelmişti ve uzun zamandır televizyon izlemiyormuş
gibi baktı ve bir kadın spiker son dakika haberlerini sunuyordu, "Elimize
ulaşan son dakika haberlerine göre sabah saatlerinde, merkez bankasının tüm
hesaplarını hackleyen gruba yönelik operasyon başarı ile sonuçlandı ve örgüt
üyesi 3 kişi etkisiz hale getirildi. Hükümet yetkilileri halkı sanal
saldırılara karşı duyarlı olmaya çağırdı... "
Bir an durakladı, ani bir hareketle telefonu
eline alıp dün birlikte oturduğu üç arkadaşını teker teker aradı. Üçünün de
telefonu kapalıydı.
23.02.2014
Recep
İçen.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder