25 Aralık 2014 Perşembe

Rüya

               

                Televizyonu açtı  ve çalışmadığını gördü, hırsla televizyona söylenmeye başladı, "Ahmak şey, bozulacak zamandı değil mi? Şimdi işin gücün yoksa bu soğukta çık çatıya ve  anten ile uğraş. Sayın televizyon, kusura bakma ama bu istediğini yapmayacağım! Seyretmiyorum lan, seyretmiyorum bugün seni... Canın cehenneme."dedi. Televizyon "çokta sikimde" dedi. Afalladı ve şaşkınlıkla kendi kendine, "La amına koduğumun televizyonu bile bana cevap veriyor, yemin ederim artık psikologa görünmenin zamanı geldi" dedi. Biraz durdu ve televizyondan gelen cızırtıya kulak verdi. Televizyona, "eğer bir daha konuşacak olursan ya da bana konuşuyorsun gibi gelirse, yeminle seni yedinci kattan aşağı atarım" dedi.   
                Mutfağa geçti ve kahvaltı yapmak için dolaba baktı ama ne yazık ki dolapta kahvaltı yapmak için çok az şey vardı. Öfkeyle duvarlara seslendi, "bugün, bu soğukta dışarı çıkmam için neden uğraşıyorsunuz ki. Havanın ne kadar soğuk olduğunu görmüyor musunuz?" 
                Tüm aksiliklerin bugün ardı ardına geleceğini ve ne kadar saçma sapan bir gün olabileceğini tahayyül etti. Yatağı başında unutmuş olduğu telefonunu aldı ve sitenin görevli elemanı Ahmet'i aradı. Ne yazık ki telefon da sürekli şebeke hatası verdi... Öfkeyle pencereye çıktı ve aşağıya doğru "Ahmeeet Ahmeeet"diye, bağırdı. Ahmet'ten de ses seda yoktu ve iyice sinirlendi. Telefonunu yatağın üzerinden aldı ve başı her sıkıştığında yardımına koşan ve sürekli arzuladığı Ayşe'yi aramaya çalıştı ama ne yazık ki telefon şebekesinin hatasından dolayı yine aramayı gerçekleştiremedi. Telefonu tekrar yatağa fırlattı ve duvarda asılı olan Marilyn Monroe posterine doğru "Marilyn, bitanem, söylesene, ne oluyor bugün?" Marilyn, beyazlar içinde, kısacık eteğini sallayarak, bir sahne performansı sergiliyormuşcasına, "Çok güzel şeyler olacak, çok güzel şeyler..." dedi. Ahmet afallamıştı ve neye uğradığını şaşırdı. İyice postere yaklaştı ve, "Marilyn, Marilyn" diye seslendi ama Marilyn sadece duvarda asılı bir posterdi.
                Yatak odasından çıktı ve salona doğru yürüdü bu esnada sürekli söylendi, "Bu kadar duvarlarla konuşursan olacağı bu tabi. Yemin ederim ki bunların hepsi açlıktan... " diye. Mutfağa geldi ve tekrar dolaba baktı ve dolabın boş olduğunu görünce hırsla kapısını kapattı. Gözlerini iyice ovuşturdu ve yüzünü yıkaması gerektiğini düşündü ki gerçekleştiremeden kapı zili çaldı. Kapıyı açtı ve karşısında Ayşe'yi gördü, 
                -Ben de seni arayacaktım ama ne yazık ki telefonlarda bir sorun var. Aslında bugün her şeyde bir sorun var gibi. Sana, Marliyn konuştu desem gülersin. Hem hayrola, sen neden bu kadar erken burdasın ki, dedi. Ayşe,
                -Haklısın galiba, bugün saçma sapan şeyler oluyor. Marliyn nerede? En azından beni en iyisi ile aldatıyorsun, hatta kabul ederse birlikte bile yapabiliriz, ne dersin ? dedi. Ayşe ye sinirlendi ve,
                -Ya bi siktir git ya... dedi. Ayşe, kahkaha attı ve,
                -Ya şaka yaptım dur hemen sinirlenme. Evet, bugün gerçekten çok aptalca şeyler oluyor. İnternet yok, telefon yok, televizyon yok ve radyo bile yok... dedi. İyice sinirlendi,
-Nasıl bir gün amına koyim ya... Neyse, sen burada kal. Ben aşağı ineceğim ve kahvaltılık bir şeyler alacağım yoksa kafayı yiyeceğim, dedi. Ayşe,
-Tamam çabuk ol, dedi.
                Ayakkabılarını giydi ve asansöre kadar geldi, "Ulan asansör, tabii elektrik yok ve sende çalışmıyorsun?" Asansör, "Binecek olursan çalışmam" dedi. İyice afalladı ve asansörün gösterge kısmına bir yumruk attı, "Sana da binmiyorum lan, konuşan asansör mü olur..." dedi ve yürüyerek aşağı indi.
                Korkuyordu dışarı çıkmaya. Yalnız kendisi mi kalmıştı acaba dünyada? Ayşe de bir yanılsama mı yoksa? İnsanlar hayatlarında yer tutan bu eşyaların içine mi girmişti? Homurdana homurdana konuşarak ve düşünerek çözmeye çalıştı bu ilginç günü.
                 Bina kapısını açtı ve dışarıya çıktı. Sokaktaki insanların bir çoğu yarı çıplak ve bir çoğu ise telaşla koşuşturma içindeydi. Sitenin içinde bulunan bakkala geldi ve bakkalın kepenklerinin yarıya kadar inik olduğunu gördü. "günün bu saatinde olacak şey değil" diye düşündü. Bakkala girebilmek için atletik bir hareketle içeriye girdi. Tezgahtan sigara ile kahvaltılık malzemeleri aldı ve bakkala kredi kartını uzattı. Bakkal,
-Kredi kartı çalışmıyor. Hem ne alacaksan çabuk al, kapatacağım, dedi.
-günün bu saatinde kapatılır mı be adam? Evet evet, bugün ters bir şeyler var, diye söylendi kendi kendine ve bakkala,
-tamam öyleyse yaz, sonra hesaplaşırız, şuan üzerimde para yok, dedi.
Bakkal gülerek, duvarı işaret etti. Kafasını çevirdi ve daha önce ilgisini hiç çekmemiş olan resmi süzdü. Bir tarafta oturmuş kara kara düşünen esnaf ve diğer tarafta masanın üzerinde paralara bakıp bacak bacak üzerine atmış, göbeğini kaşayan adam. Sanatsal açıdan hiçbir şey ifade etmeyen ama en azından "o an" için bir çok şey ifade eden resim ile baş başa kalmıştı. Duvarda asılı olan resimden bir şey duymak istercesine baktı ama resimde duran iki adamın da bir şey söyleyeceği yoktu ve hemen üzerlerinde olan yazı dikkatini çekti, aldıklarını tezgahta bırakıp çıktı. 
                Söylene söylene sitenin içinde bulunan bankamatiğe geldi. Bankamatik,
-Aç kaldın, malesef para yok, dedi. Sinirden küplere bindi ve,
-tekrar söyle lann, tekrar söyle, dedi. Bankamatikten ses çıkmadı ve ekranından "şu an için hizmet veremiyoruz" yazısını okudu. Kahvaltıyı Ayşe'nin evinde yaparım diye düşünerek bankamatikten ayrıldı.  
                Bu sırada bağrışma sesleri duydu, arkasına döndü ve sitenin önünden geçen, resmi kıyafetli polis, itfaiyeci, takım elbiseli erkekler, şık giyimli kadınlar ve gençlerin, "Hükümet İstifa" seslerine şahit oldu. Kendi kendine, "Eylemin böylesine de ilk defa şahit oluyorum. Devrim mi oldu lan yoksa" diye düşündü. Binadan içeri girdi ve site görevlisi Ahmet'in kapısını çaldı, açan olmadı. İçeriye doğru seslendi, "Kimse yok mu?" dedi. Kapı,
-Olsa açarlardı değil mi, dedi. Sinirlendi ve kapıyı yumrukladı, bu esnada kapı açılınca yumruğu boşluğa geldi ve yere düştü. Kafasını kaldırdığında site görevlisi Ahmet'i gördü ve Ahmet,
-O devir artık kapandı gülüm, ekmek istiyorsan git bakkal orada. Tabi paran varsa. Yoksa bak senin gibi binlerce insan dışarıda git onlara katıl. Şimdi siktir git evimden, dedi. Neye uğradığını şaşırdı ve yukarıya çıktı. Kapıyı çaldı ve açan kimse olmadı. "Ayşe Ayşee" diye seslendi fakat evdin içinden ses seda çıkmadı tekrar kapıya, "belki sen de konuşursun ha, söyle lan Ayşe nereye gitti?" dedi. Ses seda çıkmadı ve yukarıya Ayşe'nin oturduğu daireye gitti. Kapıyı çaldı ve orada da açan kimse olmadı.
                Aşağıya, site güvenliğini sağlayan görevlinin yanına gitti. Amacı site görevlisinden yardım istemekti ama oradada kimseyi bulamamıştı. Dikkatini çeken tek şeyin insanların sürekli bir koşuşturma içinde olduğuydu ve kendini istemeden, "Hükümet İstifa" diye bağıran kalabalığın içine bıraktı. Kalabalığın içinde, Ahmet'in söylediklerini düşündü.
                Kalabalıktan biri,
-İkiyüz bin liram gitti, banka kapalı. Kimseden bir bilgi alınamıyor, diyerek ağlıyordu. Kalabalığın içinde bulunan genç ise,
-tüm param banka hesabımda ve kahvaltı bile yapmadım, açım aaççç, diye bağırıyordu. Ve kitle hep bir ağızdan, "Hükümet İstifa" diye bağırıyordu. Kitle ile bayağı yürüdü, neler olduğunu anlamaya çalıştı ve gözüne duvardaki bir yazı ilişti, "Başka bir dünya mümkün" yazıyordu...
                Birden tuhaf bir ürperme oldu ve gözlerini açtığında karşısında "Marilyn Monroe" posterini gördü ve ter içinde yataktan fırladı. Posteri söktü, çöpe attı ve banyoya gidip elini yüzünü yıkadı. Televizyonu açtı ve televizyonun sinyal almadığını gördü, telaşla dolaba baktı ve içinde hiçbir şeyin olmadığını gördü. Hemen pencereye koştu ve, "Ahmet Ahmet" diye seslendi. Cevap veren yoktu, korkmaya başladı. İçeriye geçti, televizyonun ayarlarıyla oynadı ve bir türlü yapamadı. Yaşadıklarının az önce uyandığı rüyaya ait olmama, yani gerçek olma ihtimali onu iyice korkutmaya başlamıştı ve ilk defa yalnızlığın bu kadar canını acıttığına şahit olmuştu . Tüm olup bitenin tanığı olan bir insana ne kadar çok ihtiyacı vardı oysa, ne yazık ki kimse yoktu yanında...
                Bu sırada kapı zili çaldı ve korkuyla "sakın Ayşe olmasın" diye söylendi. Kapıyı açtı ve karşısında site görevlisi Ahmet'i gördü. Ahmet,
-buyrun efendim, bana seslendiniz galiba, dedi.
-Evet evet sana seslendim. Bana ekmek ve iki yumurta getir. Bu arada gazete ve sigara almayı da unutma, dedi. Ahmet,
-tamam efendim, deyip ayrıldı.
Kapıyı kapattı ve içeriye geçti. Bu sırada televizyon kendine gelmişti ve uzun zamandır televizyon izlemiyormuş gibi baktı ve bir kadın spiker son dakika haberlerini sunuyordu, "Elimize ulaşan son dakika haberlerine göre sabah saatlerinde, merkez bankasının tüm hesaplarını hackleyen gruba yönelik operasyon başarı ile sonuçlandı ve örgüt üyesi 3 kişi etkisiz hale getirildi. Hükümet yetkilileri halkı sanal saldırılara karşı duyarlı olmaya çağırdı... "
Bir an durakladı, ani bir hareketle telefonu eline alıp dün birlikte oturduğu üç arkadaşını teker teker aradı. Üçünün de telefonu kapalıydı.
                                                                                                                             23.02.2014
                                                                                                                             Recep İçen.
                 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder